Barış ve Umudun Çağrısı: Çıplak Deniz Çıplak Ada

Barış ve Umudun Çağrısı: Çıplak Deniz Çıplak Ada

Türk Edebiyatının Ulu Çınarı Yaşar Kemal’in, Bir Ada Hikâyesi adlı dörtlemesinin son kitabı olan Çıplak Deniz Çıplak Ada romanı yayınlandı.

Dörtlemenin ilk kitabı Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana 1997’de, ikinci kitabı Karıncanın Su İçtiği 2002’de, üçüncü kitabı Tanyeri Horozları 2003’te yayınlanmıştı. Yaşar Kemal tutkunlarının 9 yıldır beklediği Çıplak Deniz Çıplak Ada’nın yayınlanmasıyla birlikte bu nehir roman 15 yıllık zaman diliminde tamamlanmış oldu. (İnce Memed dörtlemesi 33 yılda tamamlanmıştı.)

Bir Ada Hikâyesi, Yaşar Kemal’in romancılığında özel bir yere sahiptir. Türk Edebiyatı’nın en büyük eleştirmenlerinden Fethi Naci’nin tabiriyle, yazarlık yaşamında genellikle kırsal kesim romanları yazan Yaşar Kemal, ustalığının zirvesine ulaştığı dönemde Çukurova, Toroslar, Güneydoğu Anadolu, Karadeniz ve deniz temalı eserlerinden farklı olarak mübadele ve göç konusunu ele almıştır. Söz konusu dörtleme savaşlardan, kırımlardan, sürgünlerden sonra hayatta kalabilen insanların, Yunanistan’a giden Rumların boşalttığı bir adada yeni bir yaşam kurma mücadelelerini konu alıyor.

1. Dünya Savaşı’ndan sonraki süreçte Yunanistan’a göç etmeyip kalmayı tercih eden Rumlar, ağa ve şeyhlerin zulmünden kaçan Anadolulular, Kafkasya’dan sürülen Çerkezler, Sarıkamış Harekâtı, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nda yer almış gaziler, Arabistan’dan gelen savaş mağdurları sığındıkları Karınca Adasında, adeta küçük bir Türkiye profili oluşturuyor. Adaya gelenlerin hepsi korkularını, dertlerini, anıların ve hayallerini de beraberlerinde getirmişlerdir. Onların geçmişi anlatılırken yakın tarihin panoraması da gün yüzüne çıkıyor. Romanda yer alan Kerim, Poyraz, Peri, Nişancı Veli, Lena, Zehra, Şerife Hatun, Şehmus Ağa, Musa Kazım Bey, Niko, Nesibe, Melek Hatun, Kadri Kaptan, Hıristo, Vasili ve Müslüm ülkenin farklı yerlerinden gelmiş insanlardır. Dolayısıyla her biri ait oldukları dünyayı temsil eden arketiplerdir. Savaştan sonra geldikleri bu ada, onları umuda götüren Nuh’un Gemisi durumundadır.

Karınca Adası’nın sakinleri uzunca bir zaman huzur içerisinde yaşarlar. Müslüman olanlar Türkiye’nin ulus devlet sistemi içerisinde bir şekilde kendilerine yer bulabileceklerdir. Ancak aynı durum adadaki Rumlar için geçerli değildir. Bir zaman sonra ortalığın sakinleştiğini düşünen Hıristo, adadaki komşularıyla vedalaşıp köyüne döner. Oradaki köylüleri onları çok sıcak karşılar. Ne var ki çok geçmeden jandarmalar onları evlerinden alarak deniz yoluyla Yunanistan’a gönderir. Hıristo yeni vatanını da çabuk benimseyecektir. Eski dostlarının geri dönmesi için yapacakları daveti de kabul etmeyecektir. Ölünceye kadar denizin kıyısında, sık sık Anadolu’yu seyredecektir. Çıplak Deniz Çıplak Ada romanı da binlerce mübadilin yaşadığı bu acı gerçek ile sona eriyor.

Roman kahramanlarının hayatları anlatılırken Yaşar Kemal’in lirizmi bütün sayfalarda kendini hissettiriyor. Eşsiz ve benzersiz doğa tasvirleri adeta dil şölenine dönüşüyor. Sadelikteki güzelliğin en güzel örneklerinden olan Yaşar Kemal’in cümlelerinde deniz, gök, yıldızlar, rüzgâr, toprak, ada, ağaçlar, çiçekler, kuşlar, ada ve güzelliklerini kaybetmemiş doğa okuyucuların hayal dünyasında cennet bahçesine dönüşüyor. Yaşar Kemal, bu anlatı tarzının ilk örneğini İnce Memed dörtlemesinde göstermişti. Bu dörtlemenin her bir cildi, Çukurova güzellemesi ile başlar. Benzer doğa tasvirlerini Bir Ada Hikâyesi’nin ilk üç cildinde de görmüştük. Muhteşem doğa, deniz ve ada tasvirlerinin yer aldığı bu üç ciltten farklı olarak Çıplak Deniz Çıplak Ada romanı, Çehovvari bir giriş ile başlıyor. 267 sayfalık kitap bir solukta okunuyor. Yaşar Kemal’in özgün anlatımı bütün sayfalarda kendini gösteriyor. Roman metninin tamamında ise kesme işaretinin hiç kullanılmayışı (Remziyi, İstanbulda, 1924te), ünsüz yumuşamasının yazı diline yansıtılması (Ahmedi, Giride) dikkat çeken yazınsal tercihler olarak göze çarpıyor.

Yaşar Kemal, Bir Ada Hikâyesi dörtlemesinde yakın tarihe ait olayları insanı pencereden anlatmakla kalmayıp Eski Yunan ve Fars mitolojilerine de göndermelerde bulunuyor. Nitekim dörtlemeye konu olan coğrafya, kadim zamanlardan bu yana pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Resmi tarih, Türk Kültür ve Uygarlığını Orta Asya’ya dayandırmaktadır. Bununla birlikte Trakya ve Anadolu’da daha önce varolmuş uygarlıklara ait zengin miras reddedilmektedir. Bir zamanlar bu topraklarda hüküm sürmüş Hitit, Frig, Lidya, İyon, Urartu, Trak, Helen ve Roma uygarlıklarının uzantıları doğrudan ve dolaylı olarak varlığını sürdürmektedir. Bir zamanlar Homeros’un destanlar yazdığı topraklarda, Yaşar Kemal modern çağ insanının dramını anlatmaktadır. Bir Ada Hikâyesi’nin Odesa Destanı’nda bahsi geçen pek çok olay ile paralellik gösterdiğini görmek mümkündür.

Savaşların, kıyımların, zorunlu göçlerin acı yüzünü anlatan Yaşar Kemal, tarihin en insancıl anlatımını da sanatçıların yapabileceğini bir kez daha göstermiştir. Zulmün hüküm sürdüğü dünyada, iyi insanların da kendilerine şerefli ve erdemli hayatlar kurabileceklerinin mesajı kitabın bütün sayfalarında verilmektedir. Bu yönüyle barışı ve umudu her daim yaşatmaya yönelik bir çağrıdır.

Yaşar Kemal külliyatına eklenen Bir Ada Hikâyesi, bir nehir roman olmakla birlikte her cildi diğerlerinden bağımsız olarak da okunabilecek bir kurguya sahiptir. Yine de önceki ciltlerini okumamış olanların en baştan başlamaları daha isabetli bir tercih olur. Dörtlemenin tamamı Yaşar Kemal’in bütün eserlerini yayınlayan Yapı Kredi Yayınları tarafından set olarak da edebiyatseverlerin beğenisine sunuldu.

Ramis Çınar

www.ramiscinar.com